Umut’un Adı

Kavurucu bir sıcağın akşam üzeriydi. Tam on iki kez küfre yeltenip geri dönmüştüm. Daha kırk dakika vardı iftara. Açlıktan ölüyor gibiydim. “Lan Umut” diye inledi babam. Sadece hiç umudu olmayanlar çocuklarını umut diye çağırır. Sadece son umudu bir enkaza dönenler umut diye haykırır. Talihinin dönmesini bekleyenler, sırf unutamadığı kızın adı diye herhangi bir kızla evlenenler umut siye çağırır çocuklarını. Kaderimin senaryosu babamınkinden çalıntıydı.
“Şu parayı al iki tabe bol susamlı pide al” dedi. Parayı alıp evden çıktım. Yolda Seheri düşündüm. Yolda Seherliyken geçtiği gibi geçti zaman. Çarçabuk. Fırına girdim. İnsanlar bir küme halinde bekliyordu. Fırıncı yeni gelenlere “Sizin ne vardı?” diyerek sipariş alıyordu.
-Benim iki sade
-benim bir az susamlı
Benim de iki bol susamlı var diyordum çatlak sesimle. Seslerin arasında kaybolarak bekliyordum. Aradan on beş dakika geçti. Araya yeni yüzler katıldı. Benden sonra gelenler bile iftar sofrasına oturmuştu çoktan. Ben hala bekliyordum. Herif beni hiç duymamıştı. Sonunda bana döndü. Bir şey söylemesine fırsat vermeden “iki susamlı” dedim. Susamları sayacak değildi babam. Bu da idare ederdi. Salaklığım yüzünden susamdan fire vermiştim. Ama alacaktım o pideyi. Sadece bir bok olacağına inanmış insanlara has bir hoşnutlukla dolmuştum.
“Seher” dedim içimden. Seni de alacağım böyle. Sevdiğimi söylediğimde büyük bir çiçek bahçesini temsil edecek yüzün. Oğlumuzun adı umut olmayacak Seher dedim. Babam gibi değilim ben.
Tüm bunları düşünürken akmıştı yine zaman. Kendime geldiğimde fırındaki kalabalıktan eser yoktu. Gerilmiştim, midem ağzıma gelmişti. “Abi benim pideler?” dedim ağlayacak bir sesle. “Unuttuk kardeşim pide de bitti” dedi. Siktir dedim. İçimden tabi. Babam gibi olmasaydım orada kavga çıkarabilirdim. Ama ben arkamı dönüp çıktım. Tam o an ezan okundu. Nasıl biter lan diye ağladım sokakta yürürken. Yol beni Mustafa Abi”nin tekele getirmişti. Ateist Mustafa Abim benim. Beni o anlamıştı hep. Gözlerine baktım. Dolabın kapağını açıp bir tane bira çektim. Parasını bırakıp çıktım dükkandan. Birayı açıp orucumu bozdum. Allah kabul etsin dedim içimden. Ve Seher. Hoşçakal.

Ne Kadar Da İnançlıydık Ah

Fotoğraflayabildiğin yaşlı devlet karşıtı sayfaları
Bir otobüse yaslanmış halde dururken usulca
Yaşlılayabildiğin ideolojinin etrafında ağızları
Bu boş kürenin her yakasında
Aynı çeşmeden akıyoruz her yanımıza
Terini sildiğinin selasını okurlar kulağınıza
Sen işte sonsuza uzanan ellerle bir kombinasyon
Benim dahil olamadığım kafanda olup bitenler
İşte sen bir başka toprağın kızıla doyan anıdır fotoğrafının
Bilinçsizce inandığımız ne kadar put varsa
Allah adıyla başka putlara hüküm aşılarken
Es geçilmemiş olmanın yanlışlanamayan haklı gururusun işte sen
Öyle bir şeysin
Anlamadığım

Efendinin Kalabalık Hali

Uzanıp alnımın soğuk yerine
Sayılarını bırakan avareleri
Çölde kumlarla beslediğim
Denizlerime attım görmedin mi?
Ben bir şiirden çok önceleri
Gazete sayfası serili sularında
diye başlayan karanlıkta bulunmuştum
İşitmedin mi?
Varlığım benim
Bir gecekondu efsanesi
Lokal kahramanlığa kanalize olmuştum
Çokları tarafından bilinmeyeli
Düşün
Kemirmekteyim kendi bileklerimi
O halde
Düşün
Rayından çıkmış enkazların!
Rabbinin sana hediyesi mi?
Tek tekelini şirk bilen
Tekil bir balçıktan putsun sen de
Tarafı nedir?
Başı ne?
Uykusuz-
lu
ğu
muz

Hangi yöne gidince yine
Sırtımdaki sayıların hali nice
Olur
Neci olur bu gardrop
Nevi olur bu sakal
Nice olur ahvalimiz
Hücum yeleğinde urganla gezen
Koptuğu yeri unutmuş ipin
Kıvrıldığı yeriyiz
Ne yaptıysak doğrulmuyor
Renge aşina olmayan talihsizliğimiz
Ve sırtımıza vuruyor
Son kez
Kan kusturduğumuz
Dişlerimiz
Dedik ya
Talihi-
miz
(Bir ağızdan)

Birim Zan

Uyanmışım
Bir elimi sabaha yaslamışım
Eskilerin deyimleri akıp gitmiş çok
Bozkırlar hurafelere karışmış
Kızıl çamlar çamlara
Göğsümü bir nehrin iki yakasına gerdiğimde anlamışım

Kaldırıma serdiğinde makineyi gün
Sabahlamışım
Kuşluğun ipini çekmeye
Çiselemesini müziğin umuda
Dalgalara kelepçe vurarak
Yasaklamışım

Ne çok çıkan olmuş buradan
Bir başıma kaldığımda anlamışım
Bedenime ihtilal geldiğinden beri
Ve köye elektrik
Zanmışım
Ağlamışım

Yolculuk

Selam. Gel az muhabbet edelim. Az sonra otobüse bineceğim. Ankara’ya gideceğim. Son aylara kadar otobüse binmek harika bir şeydi. Bir yerden başka yere gitmek. Gidebiliyor olmak. Koridor koltuklarının müdavimiydim. Sonra her şey toz bulutu oldu. Artık götümü hiçbir şey için kaldıramıyorum. Gidemiyorum. Evden dışarı çıkamıyorum. Başka hiçnir yere gidemiyorun. Başka insanlara bakamıyorum. İçimde inanılmaz bir korku var. Konuşmak istemiyorum. Göğsümü ağrıtıyor. Yolculuk… Oysa ben her şeyi sürekli değiştiren adamdım. Yattığım yeri kaldığım evi odanın düzenini. Şimdi her şey sabit. Her şey olduğu yerde. Katlanamıyorum değişmeye çoktandır. Öleceğim yer burası olsun. Tam götümü koyduğum yer. Neyse yazasım da yok siktir olup gideyim.

Hibe

Bir gazete kağıdına sarılmış ruhum
Gece vurmadan henüz ince bir el okşamış
Parmakları ekmek parasına uzanan
Kim bilir kaç diyar gezmişim de
Boşaldıktan sonra içim
Bir ayak basmış üzerime
Hafifliğim toplu yaşam alanlarını
Mahcup çıkarmış
Sonra suyun kaldırma kuvveti
Sonra bir sürü dokunmadan uzaklaştırma çabası
Sonra bir süre
Artık tanıyamıyorum kendimi

Yedi Kere Kat Çıkan Şiir

Dişi kanlı otoritenin önünde
Selama duran beyefendileri ısırdım
İltihaplı yüreklerini
Isırıp kopardığımdandır
Bu küfürlü kokuşu ağzımın ve
Kopardığımdan koşuşu dizlerimin
Sığındığı her kavramı
Zimmetine geçiren o soytarının
Sokakta dayak yediği o gün gelecek
Gelecek ve mağrur duracak
Hak verilen tüm yalnızlar
Bir meydana dikilecek anlaşılmak
Tüm kırmızı çizgileri üzerlerine dökülecek
Dapdar bir kuyuda
Ölüm tedavülden kalktığında
Göğüslerimizin devri kürsüde belirecek
Duyulmamış bir uğultuyu ağlayacaklar
Kesilmemiş bir bileti avlayacaklar
Ağzımızdan akan bu yeşilimsi sıvı
Ab-ı hayatı dikdatör bilecek
Kansızların damarı prime timeda sergilenecek
İçinde olmadığı görülünce
Ne olduğu meçhul o koca amaç
İşporta tezgahlarında embriyo olacağı o güne değin
Bir ormanın ücrasında
Baltasıyla belirecek
İlk piçi beklemekle yetinecek
Devranın döndüğü tüm kaburgaların
Sotesine çöreklendiğinde
Ve yetmez
Her kemik kendi köpeğini alt edip
Emolojik sistemin piramidinde volta
Atan
Atmış
Atacak her kuşu
Kendi kafasına takas ettiğinde
Öyle bir bahar gelecek ki köye
Sinemamız çok katlı bir külte muhtarlık edecek